Türk devletinin başbakanı ve eğitim bakanı; Kürd çocuklarının anadilde eğitim talebini anayasal suç olarak tanımlamaktadır.
Eğitim bakanının bir sözü var ki tam manasıyla abes kaçmıştır. O da Kürdçe eğitim talebi için bir haftalık boykota katılacak çocukların durumunu “istismar” olarak nitelendirmesidir.
Malumunuz, çocuk ve istismar kelimesi bir arada kullanıldığında ya "cinsel" istismar ya da dilencilik, hırsızlık vb. durumlar akla gelir. Türk devlet ricalinin Kürdler ve Kürdçe'ye bakışı maalesef budur.
TBMM ve bazı mahkemeler de Kürdçe konuşulduğunda “anlaşılmayan bir dil” ibaresiyle bu durumu ifade etmektedirler. Bu, Kürd dilini "müstehcen" görmekle eş anlamlıdır. “Kürdçe konuştu” demek veya tutanaklara geçirmek onların nazarında "müstehcen" olmalıdır ki “anlaşılmayan dil” ibaresini kullanmaktadırlar. Kürdçe eğitim talebini “çocukların istismarı” olacağını ve anayasal suç olacağını iddia eden bir bay veya bayandan eğitimci olabilir mi? Türkiye"de oluyor.
Sırf bu nedenle; yani Türkiye Cumhuriyeti anayasası biz Kürdlere anadili öğrenme hakkı, velev ki seçmeli ders düzeyinde de olsa, Kürd çocuklarına kendi ana dillerini öğrenme hakkı vermediği için gayrimeşrudur. Bunu savunan hükümetler ve eğitim sistemi de gayrimeşru ve gayriahlâkîdir.
Bu anaysa siyasi partilerin diyaneti tartışmasını, başörtüsünü savunmasını, Kürdçe eğitim talebini kapatma sebebi saymaktadır. Bu açıdan da herkes açısından bu anayasa yok hükmündedir. Çünkü şekil şartlarının varlığı, bir düzenlemeye, velev ki bu anayasa da olsa, kanun veya hukuk hüviyeti kazandıramaz.
Bu açıdan SP ve AKP'nin başörtüsünü savunması kapatma nedeni olurken, herhangi bir partinin Diyanet'in kaldırılması talebi de o partinin kapatılmasına sebep olabilir. Keza BDP'nin Kürdçe'yi savunması da bu anayasaya göre kapatma sebebidir. Hani anayasayı değiştirmiştik! Evet deyince de sorunlar kalmıyordu!
BDP, TZP, Kurdi-Der ve diğer kurumların bir haftalık boykot ve diğer eylemleri desteklenmeli ve gayrimeşru olan bu anayasanın bu hükümleri yok sayılarak, Er Doğan ile Maarif Vekilesi'nin dile getirdiği gibi; bu anayasal suç işlenmelidir.
Bu ne biçim anayasadır ki; Kürdler yok sayılınca suç oluşmuyor, Kürdler hakkını talep edince suç oluşuyor? Kürd çocuklarına her sabah zorla “varlığım Türk varlığına armağan-kurban olsun” söylettirince suç olmuyor, ama Kürd çocukları ana dilini öğrenmek isteyince suç
oluyor!
***************************************************
Önemine binaen bu konu ile ilgili daha önce yayınlanmış bir yazımızı tekrardan sizinle paylaşalım:
Kürdçe Müstehcen mi?
Sıdkı Zilan
Garabet, Ahmet Türk'ün Kürdçe konuşmasında değildir. Bugüne kadar Türk olan soyadını Kürd olarak değiştirmek için bir girişimde bulunmamış olmasıdır.
İkincisi DTP'li kardeşlerimiz ve Sayın Türk, teberruken ara sıra değil, demeçlerini, röportajlarını, çalışmalarını, yazışmalarını Kürdçe yapmalıdırlar.
Bu sorun PKK ve DTP'de hiçbir zaman güncel hale gelmedi. Biz niye Türkçe konuşuyoruz demediler. Öcalan da savunmasını Türkçe yaptı, otuz yıl boyunca yargılanan gençlerimiz de öyle.
Şimdiye kadar yapılmadı diye bundan sonra da yapılmayacak diye bir kural yoktur. Hiç olmazsa bugünden itibaren DTP yazışmalarını Kürdçe yapmalı, belediye hizmetlerinde ve iletişimde Kürdçe kullanılmalıdır.
Bu, bize ilişkin yönü ve bizim kusurlarımız, eksikliğimiz, açmazlarımızdan biri. Diğer bir konu da Türk devletinin ve kurumlarının, siyasilerinin Kürdlere ve Kürtçeye bakışıdır.
Ahmet Türk, mecliste Kürd dili ile konuştu diye anayasaları ve kendileri rencide olmuştur. Oysa rahatlıkla anayasayı değiştirerek bu ahmakça uygulamayı kaldırabildiler. Çünkü 20 milyon kürdün dilini yasaklamak ahmakça bir harekettir.
Şu anda meri kanunlar ve anayasaları Kürd'ü tanımıyor, tanımlamıyor, Kürd dilini de yok sayıyor. Bir müddet önce Kürdçe konuşan bir vekilin beyanı, “bilinmeyen bir dille konuştu” diye zabıtlara geçiren zihniyet, Kürd kelimesini, Kürdçe kelimesini zabıtlarına geçirmemek için komik duruma düşmeyi bile göze alabilmiştir.
Kürd, Kürdçe, Kürdistan kelimeleri, Türk devleti ve kurumları tarafından tescillenmeden, meşruluğu resmiyette de kabul edilmeden, bu kelimelere ve tekabül ettikleri manaya hürmet edilmeden, Kürd sorunu dedikleri, aslında Kürdleri sorun olarak görme anlayışı çözüme kavuşmaz.
Sorun biz Kürdlerden veya Kürdlerin lisanından kaynaklanmıyor. Sorun onların anayasasından, anlayışından, çağdışı inkar siyasetinden ve bunu ısrarla sürdürmek isteyen sakat anlayışlarından kaynaklanıyor.
Ahmet Türk'e tavsiyem; Asliye Hukuk Mahkemesine başvurarak Türk olan soyadını, vakıaya uygun olan Kürd soyadı ile değiştirsin. Soyadı Türk olabiliyorsa Kürd de olabilir. Bu eşitliğin de gereğidir. Türk Kürdçe konuşunca garip karşılanır ama Kürd, Kürdçe konuşunca tabii karşılanır diye düşünürüm.
Kürdlüğümüzü onlara kabul ettirmeden Küdçemizi onlara kabul ettiremeyiz. Adamların zoruna bak ki Kürde hürmetleri olmadığı gibi Kürdçeye de hürmetleri yoktur. Ahmet Kürd, Kürdçe konuştu diye TV yayınını kesen zihniyet, Kürdçeye müstehcen muamelesi yaptığının farkındadır, herhalde.
Kürdçe müstehcen değildir. Bu zihniyet müstehcendir ve başta çocuklarımız olmak üzere tüm halkımızı bu müstehcen zihniyetten kurtarmalıyız.
http://www.haberdiyarbakir.com/author_article_detail.php?id=834
